Text Size

alt

Beynin Günlük Yaşamımızı Düzenleyen Kısmı: Korteks

 Görme, işitme, koklama, dokunma ve hareketle ilgili yaşamsal fonksiyonların beynimizin ince bir tabakasında oluştuğunu biliyor musunuz?  Beyin, yaratılmış en mükemmel sistemlerden biridir ve mükemmelliği ayrıntılarında gizlidir. Beynin yapısı derinlemesine incelendiğinde, Allah’ın yaratma ilmini sergileyen muazzam detaylarla karşılaşırız. Beyin bilindiği gibi çıkıntılı bölgeleri birbirinden ayıran oluklar tarafından şekillendirilen yüksek oranda katlanmış, kıvrılmış bir şekle sahiptir. Bu beynin Allah’ın bizim için yarattığı ve kavramaya muktedir olamadığımız bir yapısıdır. Her kıvrımı, girintisi, çıkıntısı bir amaç üzerine yaratılmış olan beynin bu kıvrımlı şeklinin gerçek nedenini bilim adamları henüz keşfedememişlerdir. Ancak sinir hücrelerinin (nöronların) sayısını arttırabilmek için yaratıldığı düşünülmektedir (Doğrusunu Allah bilir).



 Bu mükemmel organın en dış kısmını, farklı canlı türlerine göre 2-4 mm arasında kalınlığa sahip korteks meydana getirir. Korteksin kalınlığı canlı türlerine göre pek değişiklik göstermezken nöron sayısı türlere göre değişiklik gösterir. Korteks ne kadar çok ve kompleks sinir hücresine sahipse o kadar çok fonksiyonel işlevi vardır. Bu nedenle insan beyni en gelişmiş korteks tabakasına sahiptir.

Çevremizdeki Herşeyin Bilgisinin Merkezi Korteks Tabakasıdır

Duyular olmasaydı, çevremizdeki herşeyle bağlantımız kesilirdi. Kolumuzu masaya yasladığımızı ya da yumuşak bir koltuğa oturduğumuzu dahi bilemezdik. Duyular dış dünyada ve vücudumuzda neler olup bittiği hakkında çok kapsamlı bilgi edinmemizi sağlarlar. Örneğin bir arkadaşınızın yüzünün tamamını görmeseniz ya da bu kişiyi arkasından görseniz bile tanıyabilirsiniz. Binlerce farklı koku ve renk tonunu birbirinden ayırt edebilirsiniz. Derinize değen bir tüyü hemen hisseder, düşmekte olan bir yaprağın hışırtısını duyarsınız. Bunların hiçbiri için çaba harcamazsınız.

Duyu organlarının, dışarıdaki nesneler hakkında bilgi toplayan bölümlerine “alıcı” adı verilir. Alıcılar, kendilerine ulaşan bilgileri, sinir hücreleri aracılığıyla beyne iletilen elektrik akımlarına dönüştürürler. Beyin kendisine ulaşan bu elektrik akımlarını yorumlar ve sizin nesnelerin özelliklerini anlamanıza vesile olur. Daha sonra vücudunuzun diğer bölgelerine komutlar göndererek, bu bilgiler doğrultusunda harekete geçilmesini sağlar. İşte sinir hücrelerinin gövdelerinden oluşan birkaç tabaka halindeki ve 2 mm kalınlığındaki bu en üst tabaka beyin korteksidir.

Beynin Korteks Bölgelerinin Görevleri

Beyin, kusursuz bir koordinasyon ile işleyen pek çok parçaya sahiptir. İnsanın muhatap olduğu herşey, son derece kompleks fiziksel ve kimyasal işlemlerin ardından beyne iletilmekte, beynin ilgili bölgelerinde yorumlanmakta ve daha sonra beyinden ilgili kasa ne tepki verileceğine dair bilgi ulaştırılmaktadır. Yüce Allah beyin korteksinin çesitli bölgelerini bu çok özel görevler için yaratmıştır.

Dış beyin kısmını oluşturan korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plan yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, muazzam bir kapasiteye sahiptir. Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle ve dış dünyayla sürekli iletişim halinde bulunur. Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlar. Diğer bir deyişle, merak ve ilgi eksenli bilgiler, duyguları uyandıran olaylar olduğundan, orta beyindeki hipokampus, giriş vizesi vermekte, bilgiler beyin korteksi üzerine kaydedilmektedir.

Beynin Tam Arkasındaki Görme Duyumu Bölgesi (Oksipital Lob), Görsel Algılama ve Yorumlama İşlevini Yerine Getirir:

Bilindiği gibi bedenin sol tarafındaki eylemlerden beynin sağ kısmı, bedenin sağ tarafındaki eylemlerden ise sol kısmı sorumludur. Bu çok özel bir yapıyı gerektirir. Çünkü hemen hemen tüm sinirler, beyine giriş çıkışlarında bir taraftan diğer tarafa geçmek zorundadır. Örneğin görme bölgesinde, beynin sağ tarafı sadece sol gözden gelen görüntü ile ilgili değildir, her iki gözün de sol görüş alanıyla ilgilidir. Aynı şekilde, sol görme bölgesi de her iki gözün sağ görüş alanı ile ilgilidir. Yüce Allah beynin bu bilgiyi edinmesi için her bir gözün ağ tabakasının (retina) sağ tarafından çıkan sinirleri, sağ taraftaki görme bölgesine ve her iki gözün retinasının sol tarafından çıkan sinirleri de sol taraftaki görme bölgesine ulaşacak şekilde yaratmıştır. Bu şekilde, sağdaki görme bölgesinde, sol görüş alanının çok iyi tanımlanmış bir haritası oluşurken, sağ görüş alanının haritası ise soldaki görme bölgesinde oluşur. Eğer Yüce Allah görme duyusunda bu eş zamanlılığı yaratmasaydı, bir gözün gördüğü görüntü diğer gözün gördüğü görüntüyle uyumsuz olur, görüntü çiftleşmesi meydana gelirdi. Bilim adamları görüntü verilerinin beynin ilgili kısımlarına nasıl yansıtıldığını açıklamaktadırlar, ancak onları asıl şaşırtan bu elektrik sinyallerinin beyinde nasıl düzenlendiğidir.

Gerald L. Schroeder görme olayındaki mucizevi yönlerden birkaçını şu ifadelerle dile getirmektedir:

“Biyolojik bilgi transferi süreci hayranlık verici bir hikayedir. Sadece bu olaylar zincirinin tek bir parçasını ele almak istersek, beyin gözdeki retinaya yansıtılan iki boyutlu görüntünün üç boyutlu bir dünyayı temsil ettiğini nereden bilir? Çünkü görüntü bir dizi elektriksel uyarıya dönüştürülür ve bunların her biri... voltaj farklarıdır... Bu aklı nereden almıştır?” (Gerald L. Schroeder, The Hidden Face of God: How Science Reveals the Ultimate Truth, The Free Press, New York, 2001, s. 92)

Schroeder’in de vurguladığı gibi, elektriksel uyarıların bilgiyi şifreli olarak taşıması, sonra bunların maddesel dünyadakinin aynısı olarak beynimizde yorumlanması, üstün bir aklın ürünüdür. Yazarın “Bu aklı nereden almıştır?” ifadesi ile dikkat çektiği aklın gerçek sahibi ise, kuşkusuz hepimizi yaratan, görmemiz için gözler veren Rabbimiz’dir. Bu gerçek Kuran ayetlerinde şu şekilde bildirilmektedir:

“De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?” (Yunus Suresi, 31-32)

Beynin Şakak Lobu İşitme Duyusu ile İlgilidir:

Kulaklardan gelen sinyaller de yine çaprazlama bir sistemle beynin diğer tarafına geçerler. Sağdaki işitme bölgesi (sağ şakak lobunun bir kısmı), daha çok, sol kulaktan gelen sesleri yorumlarken, soldaki işitme duyumu bölgesi genelde, sağ kulaktan gelen sesleri yorumlar. Eğer işitme duyusunda bu eş zamanlılık olmasaydı, sadece belirsiz yankılar duyulurdu. Ancak beyniniz sinyalleri deşifre etmek için analizler yaparken, siz bunun hiç farkına varmazsınız. Peki tüm bunları algılayan bir et yığını olabilir mi? İşte bu soru ön yargısız bilim adamlarını da düşünmeye sevk etmektedir. Bunlardan biri olan Gerald L. Schroeder işitme algısı ile ilgili şunları sorgulamaktadır:

“Ve sırada zor sorunun zor kısmı var: Müzik sesi. Ses dalgaları, kulak zarına çarparak ... beyin korteksinde kimyasal olarak depolanmış biyoelektrik sinyallere dönüşür. Fakat sesi nasıl duyabiliyorum? Beyinde depolanmış bilgi de dahil olmak üzere buraya kadar olay tamamıyla biyokimyasaldır. Ne var ki ben biyokimyayı duymam. Sesi duyarım. Kafamın içinde bu ses nerede oluşuyor? Veya görüntü; ya da koku? Bilinç nerededir? Karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen vb. gibi maddelerden hangisinin durağan atomları, kafamın içerisinde bir düşünce üretebilecek ya da bir şekil yaratabilecek kadar akıllı hale gelebilir ki? Bu saklı biyokimyasal bilgi kodlarının nasıl hatırlandığı ve bilinçte tekrar nasıl canlandırıldığı bir muamma olarak kalmaya devam etmektedir.” (Gerald L. Schroeder, Tanrının Saklı Yüzü, Gelenek Yayınları, çev: Ahmet Ergenç, İstanbul, 2003, s. 20)

Schroeder’in “bir muamma” tanımlaması yanlıştır. Elbette dış dünyayı algılayan bir et parçası olan beyin değil, Allah’ın insana vermiş olduğu ruhtur. İnsan zihni biyokimyasal işlemlerin bir sonucu değil, Allah’ın insana vermiş olduğu bir nimettir. Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır:

“Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu’ ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?” (Secde Suresi, 9)

Beynin Ön Tarafında Alın Lobunda Yer Alan Koklama Duyusu Bölümüdür:

Burnun sağdaki koklama duyumu bölgesi ve sağ burun deliğinden gelen kokuları, soldaki koklama duyumu bölgesi ise sol burun deliğinden gelen kokuları yorumlar. Burundaki koku alma hücreleri tarafından tutulan kimyevi maddelerin mesajı, beynin korteks bölgesindeki koku alma merkezine gönderilir. Koku alma merkezi doğrudan hipotalamusla bağlantılıdır. Beyin korteksinde bulunan koku alma merkezinin gelen sinyallere cevap olarak ürettiği sinyal molekülleri hakkında bir ipucu elde edilememiştir. Ancak, ortalama bir yetişkinin 10.000 farklı kokuyu algılama kapasitesinde olduğu tahmin edilmektedir.

İnsanın Sahip Olduğu Bilincin Kaynağı Beyin Değil Ruhtur

Yaklaşık 1350-1400 gram ağırlığında olan insan beyni 100 süper bilgisayarın bilgisini içerebilecek kapasitedir. Bu özelliği ile insan beyni dünyanın en kompleks yapılarından biridir. Yeni doğmuş bir bebeğin beyni 100 milyar sinir hücresine sahiptir. Bu miktar, bir beynin sahip olabileceği en fazla nöron (sinir hücresi) sayısıdır. İnsan beyninde nöron sayısı hiçbir zaman artmaz, zaman ilerledikçe sadece azalır. Nöronlar sinir sisteminin en temel ve işlevsel yapı birimleridir. Her nöron diğer nöronlarla binden on bine kadar bağlantı yapar. Bunların birleştiği noktalara ise sinaps adı verilir. Bu noktalar, bilgi alışverişinin yapıldığı yerlerdir. Sinir sisteminin ana işini yürüten hücreler olan nöronlar, bir gövde, ağaç gibi yan dallar (dendrit) ve bir de, bazen dallanabilen ve hücrenin “kararlarını” diğerlerine ileten, tek bir uzantıdan (akson) oluşurlar. Sinir hücreleri birbirleri ile ilişki halindedirler. Bu sıkı ilişki, sinirsel işlevin temelini oluşturan bilgi akışını sağlar. Hücreler arası bu bilgi geçiş noktalarına sinaps adı verilir. Sinapslar, değişik tip ve özelliklerde olmalarına karşın, hemen hepsi bilginin iletimi işlevinden sorumludur. Kısacası, nöronlar kendi aralarında bağlantılar kurarak, elektrik devrelerine benzer yollarla iletişim sağlayıp, beyin işlevlerinin ortaya çıkmasını sağlayan ana elemanlardır. Yeni bilgilerin öğrenilmesi nöronlar arasında kurulan sinaptik bağlarla olur.

Peki madde, mekan, zaman, renk, ses, şekil ve tecrübe ettiğimiz diğer tüm özelliklerin nöronlar ve sinaptik bağlar denen bilinçsiz yapılarla oluşabilmesi mümkün müdür? Bu soru, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bilim adamlarının halen cevabını aradıkları, üzerine kitaplar yazdıkları, konferanslar düzenledikleri, çözmeye çalıştıkları ama ısrarla çözüm getirmekten kaçındıkları bir sorudur. İnsanın sahip olduğu bilincin kaynağının ne olduğu sorusu üzerine yazılmış yüzlerce kitap ve makale ve birçok bilim adamının yorumu bu konuda beklenen açıklamayı vermemiştir.

Bilinç konusu, kuşkusuz ki açıklamasız değildir. Beynin içindeki görüntüyü “görüyorum” diyen, beyninin içindeki sesleri “duyuyorum” diyen, kendi varlığının şuurunda olan bilinç sahibi varlık, Allah’ın insana vermiş olduğu ruhtur. Materyalist zihniyet, işte bu gerçeğin bilinmesinden, bu gerçeğin fark edilmesinden çekinmektedir. Materyalist bilim adamlarının “hala çözümlenemeyen bilinç” iddialarının temel sebebi budur. Ruhun mutlak varlığı, ruhu insana verenin Allah olduğu gerçeği, onların tüm materyalist inançlarını ve iddialarını altüst etmektedir. Her ne kadar “açıklamasız” damgası vurmaya çalışsalar da, bilincin kaynağının ruh olduğu, insana ait gerçekliğin, “ben benim” diyen varlığın ruhuna ait olduğu, açık ve tartışılmaz bir gerçektir. Allah, Kuran’da, insanı önce bedenen yarattığını, sonra da ona “Ruhundan üflediğini” bildirmiştir:

“Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.”” (Hicr Suresi, 28-29)

Adnan Oktar Anlatıyor

Yaratılış Ayetleri

Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" (İsra Suresi, 49)

Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" (Yasin Suresi, 78)

Şimdi onlara sor: yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. (Saffat Suresi, 11)

Doğadaki Tasarım

Semenderlerin Kolları ve Bacakları Koptuğunda Tekrar Yeni Kol ve Bacak Oluştuğunu Biliyor Muydunuz?

Kertenkelenin kuyruğu koptuğunda, yenisinin çıktığı hemen hemen herkes tarafından bilinir. Kertenkelenin kuyruğu gibi semenderlerin de, kolları, bacakları koptuğunda yenisi büyür. Doğada bazı canlılarda görülen bu yenilenme özelliğine “rejenerasyon” denir. Rejenerasyon, canlılarda sınırlı bölgelerde varolan bir özelliktir. Örneğin, insanlarda deri tabakasının ve kan hücrelerinin periyodik olarak kendini yenilemesi, zarar gören karaciğerin yeniden büyümesi gibi.

Antibiyotiklere Karşı Çeşitli Koruma Taktikleri Geliştiren Bakteriler

Antibiyotikler vücuttaki zararlı bakterileri nasıl yok eder? Antibiyotiklerin yöntemlerine karşı bakteriler hangi taktikleri kullanırlar? Genetik yapısını değiştirerek antibiyotiğe karşı direnç göstermeyi başaran bir bakteri, bu yeni taktiğini diğer bakterilere nasıl öğretir? Bakterilerin antibiyotik direnci genellikle Darwinistler tarafından sözde evrimleşmeye bir delil olarak gösterilmeye çalışılır. Oysa bakterilerin bu özelliği, canlıya herhangi bir evrimleşme sağlamadığı gibi, bir Yaratılış delili olması bakımından evrim teorisini çürütmektedir.

Baca Yengeçlerinin Göz Yapısı Her Yaş Döneminden Neden Değişir?

Günümüzde ulaşılan teknoloji ile yapılan araştırmalar sonucunda, uzun yıllar boyunca verimsiz olduğu düşünülen okyanusların derinliklerinde de yaşam olduğu belirlenmiştir. Güneş ışınlarının ulaşabileceğinden çok daha derinlerdeki bu yaşam, oldukça zorlu koşullara rağmen, Yüce Rabbimiz'in eşsiz yaratışı ile sürmektedir. Okyanusun zor şartları altında yaşamını sürdüren canlılardan biri de baca yengecidir.

facebook

Yaratılış | Yaratılış Atlası | Yaratılış Nedir | Yaratılış Gerçeği